Perşembe, Ağustos 31, 2006

ben yayıncı olsam

ES... yayıncılık... ES...

Ben olmak istediği her şey önünde olanak olarak duran biriyim! Mesleğim Oyunculuk. 'Ben yayıncı olsaydım?' Bunu diler miydim, bu konuda yetenek ve yatırımım var mı bilmiyorum.
Bu ülkede bu işi yapmak için deli olmak gerek. O bende var, işte bu biliniyor.

İslamı seçtiğim ilk günlerde başı kesik tavuk gibiydim. Koca herif olmuşum, hiç yakıştırılmaz bana ama kimseye de bişi soramam, üzerinde İslam yazan ne varsa alıp okuyordum. Ramak kalmıştı bir daha sağlıkla buluşamayacak kadar üşütmeme pek beğendiğim kafamı.
Gazeteye kadar okuyordum acaba günlük gündelik yaşamımda İslam'a göre değiştireceğim neler var, hangi ipuçlarını yakalarım diye.

Kendim içmesem bile içerisinde içki içilen, satılan mekanlara ayak basmamam gerektiğini o günlerde öğrendim. Hâlâ da uygularım genelde. Ne kadar gerici kaldım değil mi?

Öte yandan Müslüman olmuştum ya, 'Hangi İslam?' sorusuna cevaptan çok 'Gel esas İslam burada' çığırtkanlığında yayınlarından çaresiz kalakalmıştım ki O'na götürdüler beni: Ahmet Sarıoğlu'na. Ömrü ona yetti; Kur an ve Hadis derslerinde 3 ayda bana ve benden daha gençlere bir yol çizdi!
Bir tek Kitap vardır derdi: Kur'an!

Yayıncılar! Editörler! Bugün İslam'a muhatap olanlara işin Elifba’sından başlayan, ancak orada kalmayan kitaplar sorunlu sorunlardan uzak kul gibi yaşamanın küçük sırlarını iletin bize!
Nasıl para kazanılır? Çağdaş Satış Teknikleri(?), İnsanları Kullanma
Kılavuzu! gibisinden paçavralar size çoook para kazandırabilir. Bu Dünya'da.

Ve unutmayın Tebliğ Hakk`ı söylemektir sadece. Araya kendi kişisel meşrebinizi, olmaz fikirlerinizi sokuşturmak değil!

20 yıl mukaddem şimdi köktendemokrat olan bir yazarımız yakınıyordu:
–Ya Hu kardişim, ne biçim bi yayın dünyası. Bugün Müslüman olan birine verecek bir kitap bulamıyoruz?
Halkadakilerden biri:
–Kur`an hediye etseydiniz?
Es. Büyük es.
Es bizim meslekte susmadır, sessizliktir. Altının dolu olması gerekir.
Es!

Ulvi Alacakaptan